Tarihi ve Edebi Yönüyle Bulgaristan Türklüğü
Türk Ocakları Çerkezköy Şubesi ve Çerkezköy Belediyesi işbirliğinde cumartesi günü saat 14.30’da Atatürk Kültür Merkezi’nde “Tarihi ve Edebi Yönüyle Bulgaristan Türklüğü” konulu konferans ve dinleti düzenlendi.
Gülveren ALTUNOĞLU
Muhabir / Editör
Türk Ocakları Çerkezköy Şubesi ve Çerkezköy Belediyesi işbirliğinde cumartesi günü saat 14.30’da Atatürk Kültür Merkezi’nde “Tarihi ve Edebi Yönüyle Bulgaristan Türklüğü” konulu konferans ve dinleti düzenlendi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşımızın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını yapan Dr. Öğretim Üyesi Yasin Yavuz, “Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 11 Ekim 1924’te Şebinkarahisar’a yaptığı bir ziyarette bir hatıra yazısı yazar. Ve bu yazısında Türk Ocağı’nın Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı olduğunu ifade eder. Buranın yüksek alevlerle tütmesi gerektiğini ve muhitine nur saçması gerektiğini ifade eder. Bizler yaptığımız bütün programlarda bu yazıyı daima aklımızın bir köşesinde tutuyoruz. Bugüne kadarki her konferansımız aziz atamızın işaret ettiği biçimde, muhitimize nur saçma, ilim ve kültür adına hizmet etme gayretini taşımaktadır” dedi.
Balkan Türklüğünün ihmal edilmemesi gereken önemli bir hatıra olduğunu dile getiren Yavuz, “Balkanlardaki Türk varlığını İskitlere kadar götürmek mümkündür. Bölgedeki asıl ve kalıcı izler Osmanlı Devleti ile birlikte oluşmuştur. Fakat günümüzde bu izlerin tamamını bulmak mümkün değildir. Çünkü Osmanlı sonrasında bölgede Türk varlığı ciddi bir kimlik ve kültür mücadelesi vermiştir. Bulgaristan Türkleri de bu mücadeleyi veren kesim arasında yer alır. Biz de bugün burada tarihimizin sessiz ama derin izlerinden biri olan Bulgaristan Türklerini konuşmak, anlamak ve unutturmamak için bir aradayız. 1989 yılında Bulgaristan’da uygulanan sistematik asimilasyon politikaları nedeniyle yüzbinlerce soydaşımız kimliğini, inancını, dilini yaşama hakkından mahrum bırakılmış, isim değişikliği adı altında tarihi ve kültürel kimliği silinmeye çalışılmıştır. Zorunlu bir göç yaşanmış, binlerce soydaşımız anavatana sığınmak zorunda kalmıştır” diye konuştu.
Dernek yönetimi adına Dr. Öğretim Üyesi Yasin Yavuz’un yaptığı açılış konuşmasının ardından Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ahmet Günşen’in yönetiminde, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalışan ve emekli olan Doç Dr. Esat Can ve Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarihi Bölümünde görev yapan Prof. Dr. Bülent Yıldırım “Tarihi ve Edebi Yönüyle Bulgaristan Türklüğü” konusunda sunum yaptı.
Türk Ocaklarının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Ahmet Günşen, “Türk ocakları Cumhuriyetten eski bir kuruluşumuzdur. Bunu Türk milletinin günümüzde bile hala anlamadığını, başka ocaklarla karıştırdığını bilerek söylüyorum. Türk Ocakları 25 Mart 1912 tarihi itibariyle bir avuç tıbbiyeli Türk milliyetçisinin Karacaahmet Mezarlığı’nda ecdadın ruhaniyeti üzerine yemin ederek oluşturdukları şerefli bir kuruluştur. Türk milletinin varlığı ve yükselişi mücadelesini veren bir gönüllü kuruluştur. Bunun böyle bilinmesi, tanıtılması ve tanınması gerekir. Büyük Atatürk, Türk Ocaklarının birçok toplantısına gitmiştir. Zaten 1930’lara kadar gittiği tüm yurt gezilerinde önce ziyaret ettiği yerlerin başında Türk Ocakları gelir. Adana Türk Ocağı ziyaretinde ‘Türk’ün ocağını söndürenin ocağı sönsün’ demiştir. Ocak bizim ocağımız, ocağımızı tüttürenlere ne mutlu” dedi.
Günşen, “Balkanlar en az Anadolu kadar bizim olan, bizden olan ve Türk tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türk dili ve edebiyatı coğrafyasının ayrılmaz bir parçasıdır. En az Anadolu kadar, Türkistan kadar bizim kültür ve medeniyetimizin coğrafyasıdır. Kültür ve medeniyetimizin, dilimizin, edebiyatımızın, irfanımızın boy saldığı, eser verdiği bir coğrafyadır. Dolayısıyla bu coğrafyaya bizim ilgisiz kalmamız söz konusu değildir, olmamalıdır. Balkanlar Anadolu’dan belki çok daha önce yurt tuttuğumuz bir coğrafyadır. Batı Hunların 378’de Edirne’ye kadar geldiklerini esas alırsak, yaklaşık 1645-1650 yıllık bir Türk kültür ve medeniyeti coğrafyasından bahsediyoruz. 1912’de Balkan Savaşıyla birlikte bu coğrafyadan ayrılmak zorunda kalmışız. Bu büyük bir bozgun. 1912’den sonra o coğrafyada bayraksız, hürriyetsiz ve istiklalsiz kalan kardeşlerimiz var. Kosovalı bir şairin dediği gibi misafirlikte unuttuğumuz kardeşlerimiz var o coğrafyada. Onun için bizim Balkanlara ilgisiz kalmamız mümkün değil. Yaklaşık 1600 yıllık Türk kültür ve medeniyetinin boy saldığı, eser verdiği Balkanlar, bizim için çok önemli ve önemli olmaya da devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin savunma hattı batıda Bosna Hersek’ten başlıyor, bunu idrak etmek zorundayız. Coğrafyamıza kayıtsız kalamayız. Orası bizim gönül coğrafyamız. Orada bıraktıklarımız var. Burayı bir kıble gibi gören kardeşlerimiz var” diye konuştu.
Balkanlardan Türkçe’nin varlığı açısından Bulgaristan’ın en önde geldiğini dile getiren Günşen, “Bulgaristan hala 1 milyona yaklaşan Türk nüfusuyla Balkanlarda bizim için önemli bir yere sahip” dedi. Milliyet meselesi ve Türklük meselesinin bir ırk meselesi değil, bir aidiyet meselesi olduğunu dile getiren Günşen, “Biz hala anlamadık Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sözünü. O ‘Ne mutlu Türk olana’ demedi. Milliyet meselesi bir aidiyet meselesidir. ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sözünü göğsümüzü gere gere söylemek zorundayız. O al bayrağı gördüğümüzde tüylerimiz diken diken oluyorsa, İstiklal Marşı’nı göğsümüz kabara okuyorsak o sözü bir kere daha hatırlamamız gerekir” ifadelerini kullandı.
Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarihi Bölümünde görev yapan Prof. Dr. Bülent Yıldırım da tarih yönüyle Bulgaristan Türklüğünü anlattı. Bulgaristan’daki Türk varlığından bahseden Yıldırım, “Bulgaristan coğrafyası hem İslamiyet öncesi hem de Osmanlı dönemi Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Eski devirlerden itibaren Doğu Avrupa ve Balkanlar çok sayıda Türk boyunun yerleşim sahası olmuştur. Doğu Avrupa’ya ilk Türk göçü Hunlar ile başlamıştır. Hunların 378 yılında Tuna’yı geçerek Trakya’ya kadar ilerledikleri bilinmektedir. Hunlardan sonra Balkanlar ve Bulgaristan’da varlığı görülen diğer Türk kavimleri Avarlar, Ogurlar (Bulgarlar) Peçenekler, Uzlar (Oğuzlar) ve Kumanlardır. İkinci Bulgar Devletinin 9 hükümdarından 7’si Kuman kökenlidir. Hem Birinci Bulgar Devletinde hem İkinci Bulgar Devletinde güçlü bir Türk yönü olduğunu vurgulamak lazım. Ardından ilk Müslüman Türkler, Sarı Saltuk’la geldi. Ondan sonra da Osmanlı Devleti fütuhatı başladı. Bulgaristan coğrafyası, başkent Edirne’ye yakınlığı dolayısıyla en çok iskan yapılan yerleşim yerlerinden biri oldu. İlk iskanlar genelde Ege bölgesinden yapıldı. Bulgaristan bu iskanlarla yoğun bir Türk nüfusa sahip oldu.16-17. Yüzyıllarda 500 bin civarında bir nüfus olduğunu tespit edebiliyoruz” dedi. Yıldırım, Balkanlardan ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçlerle ilgili de rakamları paylaştı.
Konferansta Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalışan ve emekli olan Doç Dr. Esat Can, edebi yönüyle Bulgaristan Türklüğünü anlattı. Bulgaristan’daki Türk edebiyatının yanı sıra Bulgaristan Türklerinin tanınmış şairlerinden Recep Küpçü’nü hayatı ve şiirleriyle ilgili bilgiler aktaran Doç. Dr. Esat Can’ın sunumunun ardından sanatçı Bünyamin Aksungur, müzik dinletisi sundu. Programın sonunda Prof. Dr. Ahmet Günşen, Prof. Dr. Bülent Yıldırım, Doç Dr. Esat Can ve sanatçı Bünyamin Aksungur’a katılımlarından dolayı plaket takdim edildi.
Haber / Gülveren ALTUNOĞLU
-