Sandıktan tezgaha: Küçükyoncalı’nın hafızasını kadınlar dokuyor
Saray’ın Küçükyoncalı Mahallesi’nde kadınlar, sandıklardan çıkardıkları 100 yılı aşan dokuma örneklerinin izinden giderek unutulmaya yüz tutan bir kültürü yeniden ayağa kaldırdı. Yaklaşık 10 yıldır “Dokuyan Eller” çatısı altında tezgah başına geçen kadınlar, koç boynuzundan göç yollarına kadar geçmişin motiflerini kilimlere, çantalara, kırlentlere ve yolluklara işliyor.
Buse Akın
Sorumlu Müdür / Yazı İşleri Müdürü
Saray’a bağlı Küçükyoncalı Mahallesi’nde yıllardır süren sessiz bir kültür nöbeti var. Bir zamanlar ninelerin sandıklarında saklanan, tarlada, evde ve günlük yaşamın hemen her alanında kullanılan dokumalar bugün mahalle meydanındaki tezgahlarda yeniden hayat buluyor. Kurs eğitmeni Kaniye Oktay öncülüğünde Figen Öztürk, Ayşe Ulutaş, Cemile Ada, Melek Gül, Hatice Cari, Hülya Akarsu, Ünzile Temizsu, Zekiye Dere, Gülten Oktay, Suzan Lüke ve Emine Güldik, geçmişten kalan motifleri gelecek kuşaklara aktarmak için üretim yapıyor. Mahalle meydanında kendilerine tahsis edilen mahalle evinde bir araya gelen kadınlar, dokumanın yanı sıra sosyalleşiyor, ürettikleri ürünleri satarak aile bütçelerine de katkı sağlıyor.

HİKAYE KEŞKEK FESTİVALİYLE BAŞLADI
Küçükyoncalı’daki dokuma atölyesinin hikayesi yaklaşık 10 yıl önce düzenlenmek istenen Keşkek Festivali hazırlıkları sırasında başladı. Mahallenin geçmişini yansıtan eski fotoğraf ve eşyaları bulmak için sandıklar açılınca kadınların karşısına ninelerinden ve annelerinden kalan çok sayıda dokuma çıktı. Kaniye Oktay, o günleri anlatırken sandıklarda Bulgaristan’dan getirilen yorgan, döşek, minder, yastık, kıyafet ve farklı ev eşyalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Eskiden tarlaya giderken kullanılan heybeler, hayvan otlatmaya giderken ekmek ve ayranın konulduğu torbalar da bu sandıklardan çıktı. Oktay, dokumaları ilk gördükleri anda büyük heyecan yaşadıklarını belirterek, “Eskiden bunları nasıl yapmışlar diye düşündük. Biz de bu kültürü devam ettirmek istedik” dedi.

SANDIKTAKİ DESENLER TEZGAHA TAŞINDI
Kadınlar önce eski dokumalardaki motifleri incelemeye başladı. Ardından yıllardır kullanılmayan motifler yeniden dokunmaya başladı. Kaniye Oktay, “Elimizde bulunan ürünlere baktık ve ‘Biz bunu yapabiliriz’ dedik. O eşyalardaki aynı motifleri dokumaya başladık” sözleriyle süreci anlattı. Atölyede bugün de sandıklardan çıkarılan eski dokumalar korunuyor. Bazılarının yaklaşık 100 yıllık olduğu, bazı örneklerin ise 150-200 yıllık olabileceği değerlendiriliyor. Kadınların yaklaşık 10 yıl önce yaptıkları ilk dokuma da atölyede özel olarak saklanıyor.

TEZGAHLARI BÜYÜKŞEHİR SAĞLADI
Dokumayı yeniden canlandırmaya karar veren kadınların ilk ihtiyaçlarından biri tezgah oldu. Kaniye Oktay, tezgahların temin edilmesinde dönemin Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın destek verdiğini belirtti. Başlangıçta kurs olarak yürütülen çalışma zaman içerisinde düzenli üretim yapılan bir atölyeye dönüştü. Daha sonra Saray Belediyesi de sürece dahil oldu. Kadınların bugün kullandığı bina Saray Belediyesi tarafından tahsis edildi. Belediye zaman zaman kadınların ürettiği ürünlerden satın alarak da çalışmaya destek veriyor. Oktay, hem Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’ne hem de Saray Belediyesi’ne verilen destek nedeniyle teşekkür etti.

DOKUZ TEZGAHTA ÜRETİM
Atölyede dokuz tezgahta üretim yapılıyor. Oktay, atölyede 12 kadının üretime katıldığını ifade ederken, kadınların bireysel çalışmasına rağmen güçlü bir dayanışma içinde olduklarını anlattı. “Dokuyan Eller” adıyla sosyal medya hesapları üzerinden de ürünler tanıtılıyor ve satışı yapılıyor. Kilim, yolluk, kırlent ve çantaların yanı sıra masa örtüsü, yastık ve farklı ölçülerde dokuma ürünleri hazırlanabiliyor. Müşterinin istediği renk ve ölçülere göre özel üretim de yapılabiliyor.
HER MOTİF BİR ŞEY ANLATIYOR
Küçükyoncalı dokumasını özel kılan en önemli unsurlardan biri de motiflerin taşıdığı anlamlar. Kadınların bugün de kullandığı desenler arasında koç boynuzu, eli belinde, göç yolları, su yolları ve pıtrak bulunuyor. Kaniye Oktay’ın anlattığına göre koç boynuzu güç ve güçlü erkeği temsil ederken, “eli belinde” motifi güçlü kadını ve dişiliği simgeliyor. Göç yolları motifi ise geçmişteki göçebe yaşamın izlerini taşıyor. Bu desen aynı zamanda “sofra deseni” olarak da anılıyor. Oktay, eski sofraların aile bireylerini bir araya getiren önemli bir buluşma noktası olduğunu belirterek, motiflerin yalnızca süs olmadığını, geçmişte yaşayan insanların duygularını, hayatlarını ve yaşadıkları dönemi de anlattığını ifade etti. Kadınlar bugün bu motifleri özellikle kilimlerde ve çantalarda yaşatıyor.

BİR DOKUMANIN İÇİNDE MATEMATİK DE VAR
Ortaya çıkan ürünler ilk bakışta renkli ve estetik görünse de her birinin arkasında günler süren yoğun bir emek bulunuyor. Bir motifin çizilmesi, ölçüye uygulanması, renklerin belirlenmesi ve desenin simetrisinin korunması büyük dikkat gerektiriyor. Kaniye Oktay, bir ürünün çoğu zaman bir haftadan önce tamamlanamadığını söyledi. Dokumayı “matematiksel bir çalışma” olarak tanımlayan Oktay, tezgahtaki ayak sisteminin de öğrenme aşamasında en fazla zorlandıkları konulardan biri olduğunu anlattı. Tezgahlarda iki ayak kullanılıyor ve yanlış pedala basılması durumunda dokumanın düzeni bozulabiliyor. Kadınlar ilk dönemlerde özellikle bu konuda zorlanırken zaman içinde tezgah kullanımında ustalaştı.
“TEZGAHA OTURDUĞUNUZDA HAYATLA BAĞINIZI KESİYORSUNUZ”
Dokuma, Küçükyoncalılı kadınlar için yalnızca gelir elde ettikleri bir uğraş değil. Tezgah başında geçirilen zaman aynı zamanda günlük hayatın telaşından uzaklaştıkları özel bir alan. Kaniye Oktay, dokuma sırasında yaşadıkları duyguyu şöyle anlattı: “Tezgaha oturduğunuz zaman tamamen hayatla bağlantınızı kesiyorsunuz. İlmekleri almak, geçirmek, dokumak ve o anı yaşamak çok güzel bir duygu” Oktay, arkadaşlarının da evde duramadığını, atölyeye gelip dokumak için büyük istek duyduklarını söyledi. Kadınlar dokuma sırasında geçmişi düşündüklerini, ninelerinin hangi koşullarda yaşadığını ve bu ürünleri nasıl hazırladığını hayal ettiklerini belirtiyor.
“BİR ZAMANLAR HAYATIN TAMAMI DOKUMAYDI”
Geçmişte dokuma yalnızca kilim ya da süs eşyası anlamına gelmiyordu. İnsanların gündelik hayatında kullandığı birçok eşya tezgahlarda üretiliyordu. Yorganlardan döşeklere, kıyafetlerden kuşaklara, çobanın kullandığı eşyalardan kadınların feracelerine kadar yaşamın çok geniş bir bölümünde dokuma bulunuyordu. Kaniye Oktay, eski kuşakların yaşamını anlatırken, “Ayağındaki pantolon dokuma, üzerindeki yelek dokuma, belindeki kuşak dokuma” sözleriyle bu kültürün günlük yaşamda ne kadar büyük yer tuttuğunu aktardı. Kadınların yere kadar uzanan siyah feracelerinin de dokumadan yapıldığını belirten Oktay, geçmiş kuşakların ihtiyaç duydukları birçok ürünü kendi elleriyle ürettiğini söyledi.
DOKUMA KADINLARI EVLERİNDEN ÇIKARDI
Atölyenin kadınların hayatındaki etkisi ise yalnızca üretimle sınırlı kalmadı. Çalışmaya katılan kadınların büyük bölümü daha önce ev dışında herhangi bir işte çalışmıyordu. Dokumayla birlikte evlerinden çıkmaya, birlikte vakit geçirmeye ve daha fazla sosyalleşmeye başladılar. Atölyenin çarşı içinde ve kahvehanelerin yakınında bulunması ilk dönemlerde bazı kadınların çekinmesine neden oldu. Ancak zaman içerisinde bu durum değişti. Kadınlar çevreleriyle daha fazla iletişim kurmaya, ürettikleri ürünü anlatmaya ve kendi satışlarını yapmaya başladı. Kaniye Oktay, “Herkes sosyalleşti. Kendi ürünümüzü pazarlamayı öğrendik” diyerek atölyenin kadınların yaşamında yarattığı değişimi anlattı.
HER KADININ DOKUMADA KENDİ İMZASI VAR
Atölyede aynı motifler kullanılsa da ortaya çıkan her üründe dokuyan kadının kişisel zevki kendini gösteriyor. Renk tercihleri, desenlerin yerleşimi ve tasarım anlayışı kadınlara göre değişiyor. Bu nedenle atölyedeki kadınlar çoğu zaman bir ürüne baktıklarında onu kimin dokuduğunu anlayabiliyor. Kaniye Oktay, özellikle Figen Öztürk’ün renk kullanımındaki başarısına dikkat çekerek, uzun yıllardır patik örmesi nedeniyle renkleri çok başarılı şekilde bir araya getirdiğini anlattı.
EMEĞİN DEĞERİNİN BİLİNMESİNİ İSTİYORLAR
Kadınların en fazla zorlandığı alanların başında ürünlerin pazarlanması geliyor. Kooperatif çatısı altında bulunmadıkları için satış konusunda zaman zaman sıkıntı yaşadıklarını belirten Kaniye Oktay, bir dokuma ürününün ortaya çıkması için günlerce emek verildiğine dikkat çekti. Kadınlar özellikle el emeği ürünlerde yapılan yoğun pazarlıktan da rahatsız. Bir ürünün hangi aşamalardan geçtiğini bilmeyen bazı müşterilerin fiyatı yüksek bulabildiğini söyleyen kadınlar, ürünün arkasındaki emeğin görülmesini istiyor. Oktay, saatlerce ve günlerce çalışılarak üretilen bir üründe fiyat düşürülmesinin istenmesinin kendilerini üzdüğünü ifade etti.
ÇOCUKLAR TEZGAHLARA MERAKLA BAKIYOR
“Dokuyan Eller”in bir başka hedefi de dokuma kültürünü çocuklara ve gençlere aktarmak. Kadınların çocukları arasında üniversite öğrencileri de bulunuyor. Gençlerin yaz aylarında eğitimlerine katkı sağlayabilmek için farklı işlerde çalıştığını anlatan Oktay, dokumanın genç kuşaklarla daha fazla buluşmasını istediklerini söyledi. Bazı öğretmenler öğrencilerini atölyeye getirerek dokuma çalışmalarını yerinde gösteriyor. Çocukların tezgahlara ve yapılan ürünlere büyük ilgi gösterdiğini ifade eden kadınlar, okul ziyaretlerinin daha da yaygınlaşmasını istiyor. Oktay, dokumayı gören ve merak eden bir çocuğun ileride bu alanda bir hayal kurabileceğini belirterek, öğretmenlere öğrencileri atölyeye getirmeleri çağrısında bulundu.
HEDEF COĞRAFİ İŞARET
Küçükyoncalılı kadınlar için artık en önemli hedeflerden biri de dokumanın resmi olarak tescillenmesi. Kaniye Oktay, Küçükyoncalı dokuması için coğrafi işaret başvurusunda bulunduklarını ve sonucu beklediklerini açıkladı. Kadınlar, geçmişe dayanan ve unutulmaya yüz tutmuş dokumaların yeniden hayat bulmasının yalnız Küçükyoncalı için değil, Tekirdağ ve Trakya kültürü açısından da önemli olduğunu düşünüyor. Dokumanın coğrafi işaretle korunması halinde hem motiflerin kayıt altına alınması hem de kültürün gelecek kuşaklara aktarılması açısından yeni bir dönem başlayacak.
“NİNELERİMİZ BİZİ GÖRSE AĞLARDI”
Kaniye Oktay, “Ninelerimiz bizi görse tebrik ederlerdi. Çok mutlu olurlardı, hatta ağlarlardı” dedi. Eski kuşakların yokluk içinde yaşadığını ve ihtiyaç duydukları her şeyi kendilerinin yaptığını anlatan Oktay, bugün onların motiflerini yeniden tezgaha taşımaktan gurur duyduklarını ifade etti. Atölyenin bir köşesinde saklanan ilk dokumaları ile sandıklardan çıkarılan asırlık örnekler, iki kuşak arasında kurulan bağın en somut tanıkları olarak duruyor.
“BU SANAT HER YERE YAYILMALI”
Oktay, dokumanın yalnızca geçmişte yaşayan insanlara ait bir uğraş olduğu düşüncesine de katılmıyor. Bu sanatın herkes tarafından öğrenilmesi gerektiğini belirten Oktay, Türkiye’nin farklı il ve ilçelerinde dokuma kursları ve atölyeleri açılmasını istedi. Oktay, “Bu dokuma her yere yayılmalı. Bütün ilçelerde, bütün illerde kurslar ve atölyeler açılmalı. Geçmişten bugüne ulaşan bu motifleri herkes öğrenmeli” dedi.
“KADIN ÜRETTİKÇE GÜÇLENİR”
Türkiye’nin farklı bölgelerindeki kadınlara seslenen Oktay, üretmenin önemini şu sözlerle anlattı: “Lütfen herkes üretsin. Üretin. Kadın ürettikçe güzelleşir. Kadın ürettikçe güçlenir. Buna kadın dayanışması diyelim. Kadının olduğu her yerde güç vardır, güzellik vardır, mutluluk vardır” Bugün Küçükyoncalı’da atılan her ilmek, yalnızca yeni bir kilim ya da çantayı ortaya çıkarmıyor. Sandıktan çıkarılan asırlık desenler, kadınların ellerinde yeniden hayat bulurken Küçükyoncalı’nın geçmişi de ilmek ilmek geleceğe taşınıyor.
Haber / Buse AKIN – Murat AKBAY