‘Gazetecinin Güvenliği' paneli düzenlendi
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Uğur Mumcu’nun ölümünün 33. yılında 'Gazetecinin Güvenliği' paneli düzenlendi.
Şaban KARDEŞ
Muhabir / Editör
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Uğur Mumcu’nun ölümünün 33. yılında 'Gazetecinin Güvenliği' paneli düzenlendi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Toplantı Salonu’nda 10. Gazeteci Olmak, Gazeteci Kalmak Toplantıları kapsamında düzenlenen panelde, gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel tehditler, haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamalarıyla siber saldırılar ele alındı. Toplantıda gazetecilerin güvenliğinin toplumun haber alma hakkının da teminatı olduğuna dikkat çekildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar’ın açılış konuşmasını yaptığı panelin moderatörlüğünü TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk üstlendi. Panelde Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Murat Ağırel, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve Bilişim Hukukçusu Avukat Gökhan Ahi konuştu.
Panelin açılış konuşmasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar, “Bugün Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılında, yalnızca bir gazeteciyi değil; halkın gerçekleri öğrenme hakkını, düşünceyi ifade özgürlüğünü ve gazetecilerin can güvenliğini savunan bir aydını anıyoruz. Halkın vicdanı olan Uğur Mumcu, karanlık yapılanmaları ve yasa dışı ilişkileri ortaya koyduğu için hedef haline getirilmiş; gazetecilik yaptığı için yaşam hakkı elinden alınmıştır. Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, yalnızca bir gazetecinin değil; toplumun haber alma hakkının hedef alındığı bir cinayettir. Aradan geçen 33 yıla rağmen gerçek faillerin ve azmettiricilerin ortaya çıkarılamamış olması, gazetecilerin can güvenliğinin hala güvence altına alınmadığını göstermektedir. Gazetecilerin tehdit edilmesi, hedef gösterilmesi, saldırıya uğraması, etkili soruşturma yürütülmemesi, koruyucu ve önleyici tedbirlerin zamanında alınmaması, cezasızlığı beslemekte ve yeni saldırıların önünü açmaktadır.
Toplantının moderatörlüğünü yapan TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk ise gazetecilerin üzerindeki baskıların ağırlaşarak devam ettiğini belirterek, “Eski bir gazeteci olan başbakanlarımızdan Bülent Ecevit'in ‘Eğer namuslu bir öykünüz varsa sizi kimse satın alamaz’ diye bir cümlesi vardır. Uğur Mumcu'yu satın alamadılar ama öldürdüler. Tıpkı önümüzdeki günlerde 1 Şubat'ta 47. ölüm yılını anacağımız Abdi İpekçi gibi, tıpkı 19 Ocak'ta andığımız Hrant Dink gibi. Türkiye'nin siyasi tarihi boyunca gazetecilerin güvenlik sorunu hep oldu. Ancak darbe dönemlerinde bile gazeteciler bu dönem gibi sıkıntı çekmediler. Bu sel geçip gidecek ama oto sansür gibi bir tortu kalma riski var. Oto sansür ciddi bir sorun. Gazeteciler olarak oto sansüre karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Murat Ağırel de “Gazetecilik, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için yapılan hayati bir meslek. Ancak bugün bu meslek, özellikle sahada çalışan gazeteciler için her geçen gün daha tehlikeli hale geliyor. Artık gazeteciler sadece haber kovalamıyor; aynı zamanda can güvenliklerini de korumaya çalışıyor. Gazetecilere yönelik bu baskılar tesadüf değil. Yasal düzenlemeler, yargı süreçleri, sansür mekanizmaları ve siyasi söylemler bir araya geldiğinde, sahada çalışan gazeteci için ciddi bir korku ortamı oluşuyor. Bu da sadece gazetecileri değil, toplumun haber alma hakkını doğrudan etkiliyor. Çünkü baskı altında yapılan gazetecilik, özgür gazetecilik değildir” dedi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ise konuşmasında, “Avrupa’da aşırı sağ ve popülizmin demokratik değerleri ciddi şekilde aşındırmaya başladığı gözlenirken ABD’de Trump, başka coğrafyalarda diktatörlere yakıştırılan uygulamalarla, dokunulmaz dedikleri basın ve ifade özgürlüğü standartlarını yerle bir ediyor. 10 yıl öncesine kadar özgürlükleri referans alan ABD, medyayı düşmanlaştıran ve haklarını elinden alan pratiğiyle, artık özgürlük ideali kalmayan bir dünyada, baskıcı rejimlerinin elini kolaylaştırıyor, ilham veriyor. Otoriterliğin yaygınlaşması karşısında Türkiye’de gazeteciler de kutuplaştırılan bir toplumda ve medya sektöründe, nesnel rollerini oynayamayacak hale getirildiği gibi güvenlikten yoksun halde çalışıyorlar, rahatlıkla hedef gösteriliyorlar. Gazze’deki gazeteciler için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuran Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) olarak standartları güncellemenin ve toplumsal faydamızın anlaşılması konusunda kamuoyuyla daha sık iletişim geliştirmekten geçtiğine inanıyoruz. Ülkemizde ise gazeteci cinayetlerinin tetikçileri yakalanıyor. Bununla yetinmemiz isteniyor. Azmettiriciler ise bir türlü bulunamıyor” dedi.
Gökhan Ahi de “Gazeteciler bugün yalnızca fiziki değil, dijital ve yapısal tehditlerle de karşı karşıya. Hesap ele geçirme, kaynakların deşifre edilmesi, deepfake ve dezenformasyon, dijital takip ve itibarsızlaştırma kampanyaları gazeteciliği doğrudan hedef alıyor. Sosyal medya gürültüsü içinde hakikati üreten gazeteciler, siyasi, ekonomik ve hukuki baskıyla karşılaşıyor. Orantısız yargısal müdahaleler ve dijital materyallere el koymalar caydırıcı etki yaratıyor. Bu nedenle gazetecinin güvenliği, aslında toplumun haber alma hakkının güvencesidir. Dijital güvenlik artık gazeteciliğin en önemli parçasıdır. Güçlü şifreleme, iki faktörlü doğrulama, güvenli iletişim araçları kullanma ve cihaz güvenliğini sağlama, gazetecinin hem kendisini hem de kaynaklarını koruması için temel önlemler” şeklinde konuştu.
-